Italo Calvino/Jaguar-Güneşin Altında/Siyasi İktidar Nedir?-Hukukpolitik

jaguar-gc3bcnec59fin-altc4b1nda.jpg

Cemal Bali Akal’a

Italo Calvino’nun “Jaguar-Güneşin Altında” kitabı, Calvino’nun ölmeden önce beş duyu üzerine yazmaya düşündüğü ancak yalnızca üçünü (koklamak, tatmak, duymak) tamamlayabildiği öykülerden oluşmakta. Bu öyküler üzerine yazmak isteme sebebim öncelikle öykülerin edebiyat-hukuk-siyasetin içiçeliğini göstermek adına çok yerinde olması. Hemen altını çizmekte fayda var ki bu üç öyküden oluşan kitap, toplumsal gerçekçi veya ideolojiler doğrultusunda yazılmış ya da herhangi didaktik görev üstlenmiş bir eser de değil. Bunlardan çok uzak bir noktada siyaset-hukuk-edebiyat üçlüsünün biraradalığı söz konusu kitapta. “Siyasi İktidar Nedir?” sorusu; kutsal/kutsal olmayan, otorite/güç, yasa/uygulama gibi çerçevelerde ele alınabilir.1 Bu yazıda, Calvino’nun sözü geçen kitabındaki öykülerini, “Siyasi İktidar Nedir?” sorusuna kutsal/kutsal olmayan ayrımı bağlamına değinerek ele almaya çalışacağım.

Yazının devamı hukukpolitik sitesindedir.

Advertisements

Pati Öyküleri-Edebiyatist Öykü Seçkisi-“Tıkırtı”

Geliri sokak hayvanlarına bağışlanacak seçkiye “Tıkırtı” isimli öykümle dahilim.

pati öyküleri

http://edebiyatist.com/geliri-sokak-hayvanlarina-bagislanacak-olan-pati-oykuleri-seckisi-cikti/

 

 

 

Artcivic-Bunlar Fabl Değil Çocuklar

Bu topraklarda gözümüzün önünde yiten, katledilen

tüm insanlara, insanlığa ve değerlere,

 

“Antonio José Bolivar Proano, takma dişlerini çıkarıp mendiline sarmaladı ve bu trajediyi tetikleyen gringoya, Belediye Başkanı’na, altın arayıcılarına, canından çok sevdiği Amazon Ormanı’nın bekâretine göz diken herkese lanet okudu; sonra palasıyla kestiği kalın bir adlı baston gibi kullanarak El Idilio’ya, barakasına ve birbirinden güzel sözcüklerle aşktan bahsederek insanların ne kadar barbar olduğunu onu unutturan romanlarına doğru yola koyuldu.”

                                                                                          Luis Sepulveda, Aşk Romanları Okuyan İhtiyar

Yazının devamı Artcivic‘dedir.

Postdergi-Bütün Kadınlar ve Kadınlık Halleri için “Süreyya”

“Süreyya, kadınlık hallerini tekdüzeliğe, tek bir hale indirgeyip onları sıkıştırdıkça sıkıştıran ataerkinin dayatmalarına karşılık kadınlığın üretken ve çok sesli hallerini vurgular. Başkaldırarak kendi olma macerasına atılan, acıyan, kanayan ama yine de kendi olmak için verdiği mücadele sonucu kendi olabildiği için kendi ile el sıkışan bir kadındır o.”

Yazının devamı postdergi’de.

Round Cloud ya da Magritte

rene magritte

Yuvarlak, bembeyaz bir pamuk şeker gökyüzünde asılıydı. Yuvarlak, sulu bir yeşil elma gökyüzünde asılıydı. Yüzüm hep onlara dönük. Gece gündüz izliyorum. Gezegenimize yaklaşmalarını, yaklaştıkça irileşmelerini ağzım sulanarak seyrediyorum. Bize çarpmalarını bekliyorum, bizi yok etmelerini. Leziz bir melankoliyle dünyanın sonunu düşleyebiliyorum.

P.S: Bulut fotoğrafını gosterince Magritte’i benimle paylaşan hocam Turgut Tarhanlı’ya teşekkürü borç bilirim.

Köpekbalığının Aşkı

20170115_214619.jpgSardalyaların isyanı ve intiharı suyu bulandırdı

Onuruna dokundu bazılarının

“Onlara mı gelmiş sıra” diye söyleniyorlar

…“Biz dururken!!!”

Biz dedikleri ile neyi işaret ettikleri bilmiyorum

Çok ufaktım bir adam gördüm ve hep görmek istedim

Aşk biraz da böyle bir şey; imkânsızı istersin

Suyu seven kara canlılarından, onlar hep biraz tehlikededir

Sabırsızlanmaya başlamadan hiç gelmişliği yok

Zaman mefhumu buralarda budur: sabırsızlanmaya başlamak ve başlamamak ile ölçülür

Zaman insanlar için ne anlama geliyor bilmiyorum

O adam için diğer insanlardan farklı mı onu da

Her görebildiğimde yani ziyaret etmeye karar verdikçe o, yanına gidiyorum

Ürküyor benden seziyorum, umursamıyorum.

Her aşk böyledir biraz; ürkütücü, umursamaz

Bana sarılmadığı gün onu ısıracağım

Beni olduğundan daha fazla beklettiği gün onu ısıracağım

Sevgimin öpücüğü şiddetli

Acı verebilir…

Sevgim böyle biraz; kan kokulu

Öncesi için : https://lalhitay.wordpress.com/2016/04/24/sardalyanin-intihar-notu/

Ay ve Şenlik Ateşleri-Seni İçime Gömdüm

Art arda okuduğum çok hoşuma giden incecik, incelikli ve arı dili ile etkileyici iki kitap. Biri Cesare Pavese’nin “Ay ve Şenlik Ateşleri” diğer Andrew Jolly’nin “Seni İçime Gömdüm”ü. Kitapları birlikte ele almamın sebebi ise ikisinde de bir doğup büyünülen kasabaya dönüş, doğa ile içiçelik ve ikisinin de  yakılan bir kadınla kapanış yapması.

ay-ve-senlik-atesi

Pavese’nin “Ay ve Şenlik Ateşleri” otobiyografik yanları da olan bir kitap. Amerika’da belirli varlık edinerek köyüne dönen bir karakterin dünü, bugünü, köyün geçmişi ve şimdiki hali, yaşananlar ve yaşanmışlıklar arasında karakterle birlikte bizde yolculuk yapıyoruz. Dupduru bir dil, vurucu hikâyelerin eşleşmesi ile kaleme alınmış harika bir roman. Dönüp yeniden okuma isteğini de uyandıracak romanlardan. Bir daha bugünlerdeki gibi kar sebebi ile eve kapanıp da tanıdık ama iyi bir şey okumak istersem battaniyem ve sıcak içeceğime eşlik etmesi için aklıma gelecek kitaplardan biri. Roman çok kişisel hikâyelerden oluşuyor gibi görünse de toplumsal değerlere, toplumun o zamanki haline, politik iklimine de değinmekte. Ancak bu gibi etmenler hikâyeye çok iyi yedirilmiş bu sebeple rahatsız etmiyor. Zaten aksi bir durum olduğunda ben şahsen o roman ya da hikâyenin iyi yazıldığını ifade edemem. Bir Pazar günü evde kalıp iyi bir şeyler okuyayım deniyorsa akılda tutulmasında fayda var kitabın.

“Babanlarla dükkânda yaptığımız konuşmayı anımsıyor musun? Daha o günlerde baban bilgisizlerin hep bilgisiz kalacaklarını, çünkü gücün, insanların bilgisiz kalmasında çıkarı olanların ellerinde, hükümetin, kara cüppelilerin, sermaye sahiplerinin ellerinde olacağını söylerdi… Burada, Mora’da bir şey yoktu, ama askerliğimi yaparken Cenova’nın dar sokaklarını, işyerlerini görünce işverenlerin, sermaye sahiplerinin, askerlerin ne olduklarını anladım… O sırada faşistler vardı, böyle şeyler söylenemezdi… Ama başkaları da vardı.” Cesare Pavese-Ay ve Şenlik Ateşleri-7. Baskı-s. 137- Can Yayınları

seni-icime-gomdum

Andrew Jolly’nin “Seni İçime Gömdüm” adlı romanı ise başta söylediğim noktalar dışında bambaşka bir kitap.  Aşık bir adamın ölen karısına yası, o yası yaşama ve tutmaya çalışışı, tutmakta zorlanması, yasadığı kasabaya aşkı için sırt çevirmesi yine de o kadın öldükten sonra belki bir umut o aşkın kabul görebileceği düşüncesi, toplumun kimlikler üzerinde nasıl bölündüğü ve aslında sevdiğimizi ziyaret edecek bir mezarın bile hiyerarşiler ve kimlik dahilinde belirlemelerden azade olmamasının trajikliğini iyi yansıtan bir roman. Amerikan toplumu ve Kızılderililere yaklaşımına ilişkin eleştirel bir bakışın da hakim olduğunu ifade etmem gerek. Ayrıca doğa ile başkarakterin ilişkisi ve aslında bana göre yaşadığı toplumla yaşadığı mücadelenin doğa ile mücadelesi dâhilinde verilmesi ve doğaya ilişkin tasvirleri çok başarılı buldum. Platonov’un “Can” romanındaki gibi doğanın zorlukları ile topluluğun mücadelesini ve yoksunluğunun yansıtılmasındaki başarı bu kitapta da mevcut. Jolly’nin romanı için ayrıca başarılı bir kurguyla, sade ve duru bir dil ile gayet istenen vuruculuğun sağlandığı da ifade edilmeli. Baş karakterin de sofistike olmaması hali ile de sade dil kullanımı son derece uyumlu. Jolly, çok bilinen veya tanınan bir yazar değil. İki tane kitabı var; bu onlardan biri ve kitapları dışında hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Bu kitap da yine bugünlerdeki kar tatiline benzer evde kalmalara ya da evde huzurlu geçirilecek bir Pazar’a harika eşlik edecek kitaplardan.

“Ateş, döşeğin altındaki tahtaları yalazlamaya başlamıştı. Döndü Kabrero, yürüdü gitti. O anda hiç söylemediği, bir kere bile, eğreltiotlarının yeşil örgüsü altında geçirilen o iki yıl boyunca bir kere bile ağzına almadığı, almak gereğini duymadığı sözcükler geldi aklına. Yat sevgilim. Kıpırdama. Yat bir tanem. Seni içime gömdüm.” Andrew Jolly-Seni İçime Gömdüm-Ayrıntı Yayınları-7. Baskı-s. 124.