Gömlek Üzerine – Musil vs. Conrad

“” … Bugün ise tuğla yerine betonarme duvarlar yapılıyor, artık kökenini yitirmiş, yalnızlığı ve anlamsızlığıyla yama gibi duran, yalnızca pencere çerçeveleri ile akrabalığı bulunan ahşap kapı çerçevesi ise sırf adet yerini bulsun diye korunuyor. Bu, gömleğin öyküsüne tıpatıp benzemiyor mu? Önceleri giysiden oldukça büyük bir kısmı gözüken, yakalık ve jaboyla başlayan gömlek, daha sonra ceketin altında kayboldu, ama yakayla manşetler görünmeye devam etti. Ardından yaka ve manşetler gömlekten ayrıldı; sonunda da yeniden daha iyiye yönelik bir değişim gerçekleşmeden, yakalar ve kolalı kolluklar, yalnızca adet yerini buldun diye, herhangi bir gizli altılığa iliklenen nesnelere, kültürün yalnızlık kokan simgelerine dönüştü.

Ahşap kapıların kolalı gömlek kolluklarından başka bir şey olmadığına ilişkin bu buluşu, insanoğlunun, klinikte doğması ve hastanede ölmesi nedeniyle, yaşadığı mekanları da sterilize dilmiş bir ciddiyetle doldurması gerektiği düşüncesini ortaya atan ünlü mimara ithaf ediyorum. Şimdi buna, çağın ruhunda kendiliğinden kaynaklanan yapı üslubu adı takılıyor, ama görünüşe bakılırsa durum, içinde yaşadığımız zamanda biraz güçleşmiş. “”[1]

erkekipek-gomlek-modelleri

“”…Kapıya yaklaştığımda bir beyaza rastladım: öylesine şık ve iyi giyimliydi ki ilk anda bir düş gördüğümü sandım. Dik kolalı bir yaka, beyaz manşetler, hafif bir alpaka ceket, kar gibi bir pantolon, açık renk boyunbağı, cilalı çizmeler…

Bu mucizenin elini sıktım ve şirketin muhasebe müdürü olduğunu, tüm hesap kitap işlerinin bu şubede yapıldığını öğrendim. ‘Bir parça temiz hava almak için’ azcık dışarı çıktığını söyledi. Masa başında geçen durağan bir yaşamı çağrıştıran bu cümleciğin tuhaflığı hoşuma gitti. Bu adamdan hiç söz etmeyebilirdim size, ama o dönemle ilgili anılarımın ayrılmaz bir parçası olan kişinin adını ilk onun ağzından işittim. Üstelik saygı duyuyordum bu adama. Evet, yakasına, gömleğinin enli manşetlerine, taralı saçlarına saygı duyuyordum. Görünüşü kesinlikle bir berber mankenini andırıyordu, ama ülkenin o ruhsal çöküntüsü içinde, hiç değilse dış görünüşünü koruyabilmişti. Yürek ister bu. Kolalı yakasıyla gömleğinin süslü önü, kişiliğinin birer başarısıydı. Üç yıla yakın süredir oradaydı ve sonradan dayanamayıp sordum, giysilerini nasıl böyle kusursuz tutabildiğini. Yüzü hafifçe ya kızardı ya kızarmadı, alçakgönüllülükle, ‘Şubedeki yerli kadınlardan birine öğrettim.’ Dedi. ‘Kolay olmadı. Hoşlanmıyordu bu işten.’ Demek bu adam gerçekten bir şey başarmıştı… “”[2]

[1] Robert Musil; Yaşarken Açılan Miras; Kapılar Üzerine; YKY; 2009; sf. 62-63

[2] Joseph Conrad; Karanlığın Yüreği; İletişim Yayınları; 2015; sf. 93.

by Lal Hitay

Advertisements

Tagged: ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: