Katharina Blum’un -ve İnsanlığın- Çiğnenen Onuru

katharina blum

Heinrich Böll’ün ünlü romanı “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru” medyanın manipülasyonunu ve bunun sonucu bir insanın, insanlığının fütursuzca ayaklar altına alınabileceğini yüzümüze vururken kadın problemini es mi geçiyor ya da tam tersi aslında feminist bir bakış açısını da içinde barındırıyor mu? Romana ilişkin araştırıp bulduğum yazılarda romanın başkarakterinin feminist bir duruşu olduğu belirtilmiş. Hatta Blum’un asıl suçunun kadın olması ve bir kadın olarak kendisinden bekleneni yapmadığı için ataerkiyi içselleştirmiş erkekler tarafından bir tehdit olarak görülüp yok edilmeye çalışıldığı belirtilmiş. Böyle bir okuma yapılmasına karşı çıkmak zor olsa dahi – çünkü ne yazık ki ataerkiyi içselleştiren kırılgan erkekliğin/lerin bu şekilde bir duruş karşısında yok etmeye planlı bir makine gibi davrandıklarını çok yakinen gözlemlediğimiz bir toplumda yaşıyoruz- iktidar, iktidar pratiğini karşı duruş göstereni yalnızca yok ederek mi tesis olunur? Romana ve çizilen Katharina Blum karakterine, kadın figürüne ilişkin başkaca bir okuma yapılabilir mi? Kadın konusuna ilişkin romanı okurken başkaca rahatsızlıklarım oldu ama buna yazının ilerleyen bölümünde değineceğim.

Öncelikle aslında kitap Batı Almanya’nın terör ile yüz yüze geldiği bir dönemde yazılmıştır. Medya ve medyanın da bu dönemde takındığı tavır eleştirilmek istenmiştir. Kitabın Almanya’da yazıldığı dönem olan 1975’de, 1980’lerde Türkiye’de haberciliğin yaşadığı kırılmaya benzer bir kırılma yaşanmış olması mümkün müdür? Bundan yola çıkarak bir analiz yapılabilir mi? Romanda Katharina Blum bir dansta tanıştığı Ludwig Götten isimli kişi ile tek gecelik bir ilişki yaşar. Ancak Ludwig Götten’in aranan ve terörist/anarşist olarak adlandırılmış bir şahıs olması, Katharina Blum’un gözaltına alınmasına ve herhangi somut bir gösterge olmaksızın Katharina Blum’un da terörist olduğuna ilişkin bir önyargıya ve bu önyargıyı doğrulama çabası çerçevesinde ilerleyen bir polis sorgusuna dönüşür. Bu noktada Zeitung isimli gazete ve bu gazetede çalışan bir muhabir, yine polisten çok da farklı olmayan bir biçimde Katharina Blum’un terörist olduğu ön kabulü ile onunla ve onu tanıyanlarla görüşerek söyleşir ve söyleşilerde Katharina Blum’un kendisine söylediklerini ve onu tanıyanların onun hakkında genel olarak söylediklerini, Katharina Blum’u topluma göstermek istediği imaja, polisin ve gazetenin önyargılarına hizmet edecek biçimde – yani onu düşük yaradılışlı, suç işlemeye meyilli, neredeyse insanlık dışı dolayısıyla terörist – aslına uygunsuz olarak değiştirerek, bir karalama kampanyası başlatır ve devam ettirir. Katharina Blum toplumda olmadığı bir insan olarak ona çizilen imaj dâhilinde tanınır. İnsanlık onuru çiğnenir. Sonuç olarak Katharina Blum’u daha önceden bilen, tanıyan birkaç kişi hariç ona dair şüphe içerisindedir. Roman aslında medya etiğini ya da medyanın yitirmiş olduğu etik değerleri vurgulamak istemektedir. Ancak bunun haricinde romana iktidar ve iktidarın işleyişi açısından da bakılabilir. Bu noktada Nurdan Gürbilek’in 1980 Türkiye’sinin kültürel iklimini incelediği “Vitrinde Yaşamak” isimli kitabından yararlanmak faydalı olabilir. Keza Nurdan Gürbilek kitabında 1980 yılında Türkiye’de o ana kadar söze dökülmemiş çoğu şeyin, söze dökülerek nesneleştiğini ve sözle örüldüğünden bahseder. Gürbilek, söze dökülme ve şeylerin adlandırılarak nesneleşme haline dikkat çekerken bunun medyadaki yansımasını da eğilir. 1980’ler Türkiye’sinde medyada haber ve hikâyeden önce imajın ve adlandırmanın öncellendiği belirlemesini yapar. Bu durumu Foucault’un Cinselliğin Tarihi isimli çalışmasına atıf yaparak, iktidarın engelleme, ret, inkâr, yasaklama ve saf dışı bırakmadan çok kurma, kışkırtma, düzenleme ve çoğaltma teknikleriyle işlediğini; bastırmayı ya da yok etmeyi değil, ayrıştırmayı, çeşitlendirmeyi ve görünür kılmayı içerdiğini altını çizerek açıklamaya çalışır. Foucault’nun çalışmasında bahsettiği 1867 Fransa’sında yarı meczup bir tarım işçisinin hikâyesinde olduğu gibi kişi tüm hakikatini itirafa zorlanır, böylece adlandırılır, ayrıştırılır. Bu şekilde söz artık yalnızca söz olmaktan çıkar, söz iktidarın ileri bir aşamasını temsil eder. Romanda Katharina Blum’un sorgusunda bütün günlük alışkanlıkları, harcamaları, yatırımları, yaşayışı, geçmişi masaya yatırılır ve her şeyi anlatması, açıklaması istenir, buna zorlanır. Katharina Blum cevap vermeyi reddettiği bir kısım sorular olmasına rağmen genel olarak sorular kendisince cevaplanır. Katharina Blum romanda da adlandırılır ve ayrıştırılır. Medya aracılığıyla da hem Katharina Blum hem toplumun geri kalanı farklı farklı biçimlerle de olsa kışkırtılır. Özgürleştirici olması gerektiği düşünülen söz artık bilmek ve denetlemek isteyen otoriteden bağımsız olarak denetimini kendi başına yerine getirir. Bu bizi dilde sahicilikten söz etmeyi olanaksız kılan bir noktaya getirir. Gürbilek haliyle şunu da sorgular: Her şeyin imajlar toplamına dönüştüğü kültür endüstrisinde, farkı evetleyerek içeren bir toplumda, kavramların dile getirdikleri ya da getirebilecekleri yaşantıları yok eden söz düzeninin her yere işlediği bir ortamda, kurulan imajın ve adlandırmanın gerçek olmadığını iddia eden biri olabilecek midir?[1]

Bir kadın olarak kitabı okurken rahatsız olduğum nokta ise, Katharina Blum’un aslında masum olduğu ve bir nevi cadı avına kurban edildiği gösterilmek istenirken, Katharina Blum karakterinin kurgulanış biçimi oldu. Böll orta sınıf, çalışan, kendi ayakları üzerinde duran – ki Katharina Blum’un herhangi bir erkeğe ihtiyacı olmadan ayakta durması ataerki açısından başlı başına bir sorunsal olarak algılanabileceğinden aslında feminist bir duruş sayılır- bir karakter yaratmak istemiş ve bunda başarılı olmuştur. Ancak Katharina Blum’un aslında “masum” olduğunu yine toplumun erdem olarak saydığı özellikleri barındıran bir figür üzerinden ve yine ataerkinin bir kadında erdem olarak belirlediği özellikleri barındırmadan yaptığını söylemek oldukça zor. Öncelikle romandaki Katharina Blum karakteri- dansa gitmesi ve dansta Ludwig Götten ile tek gecelik ilişki yaşaması haricinde- neredeyse püriten sayılabilecek bir figürdür. Kitabın birçok yerinde cinsellikten uzak “namuslu” bir hayat sürdüğü dile getirilir ki bu başlı başına benim açımdan rahatsızlık verici bir durum. Katharina Blum çalışkan, dürüst ve güvenilirdir. Bunların kötü meziyetler olduğunu söylemek mümkün olmasa da romana ilişkin olarak Böll’ün bir toplum eleştirisi yaptığına ilişkin ibarelere rastladım. Ancak bir toplum eleştirisinden çok roman, sistemin işleyişi ve medyayı eleştirmektedir. Ya da Böll’ün toplumu radikal bir biçimde – ki yazarın niyeti kesinlikle bu olmayabilir- eleştirdiğini düşünmemekteyim. Katharina Blum karakteri zaten toplumun, bireyden beklediği erdemlere fazlasıyla sahip bir insandır. Romanı okurken istemeden kendime “Eğer Katharina Blum böylesi övünülecek ve takdir edilecek özelliklere sahip olmamış olsaydı o zaman bu yaşadıkları hakkaniyetli bir durum olarak mı görülecekti?” diye sormadan edemedim. Var sayalım ki Katharina vasat bir işçi, gönül eğlendirmeye yatkın, hafifmeşrep olarak adlandırılacak bir kadın olarak kurgulanmış olsaydı o zaman roman yine aynı etkiyi bırakabilir miydi? Katharina Blum namusuna düşkün, ahlaklı olarak adlandıracağımız bir kadın olarak çizilmemiş olsaydı acaba polisin ya da muhabirin ona karşı takındığı cinsel ve her anlamda tacizkâr tutumu “rıza”sı var şeklinde yorumlayıp görmezden gelinebilecek miydi? Hani şu “yolun yolcusu” düşüncesi ile boş vermişliğe bir teslimiyet mi söz konusu olacaktı. Bir kadının haksızlığa uğramış olduğunun kabulü için o kadının, toplum nezdinde neredeyse bir azize olarak çizilmesinin rahatsızlığıydı sanırım romanı okurken hissettiğim rahatsızlık. Her ne kadar kendi ayakları üzerinde duran bir kadın portresi çizilmiş olsa da yine de toplumun kadın konusundaki iki yüzlüğünün tam olarak altının çizildiğini düşünmemekteyim. Bu noktada genel olarak ataerki, düzen ve topluma ilişkin eleştiri denildiğinde akla Marques de Sade gelmemesi beklenemez. Bunun sebebi hiç feminist bir bakış açısına sahip olmamasına rağmen Sade’ın toplumu ve toplumun ikiyüzlü ahlakını her seferinde hedefine alıp, buna sistematik olarak saldırmasıdır. Sade’ın toplumun kuruluşuna denk geldiği kabul edilen yasaların yasası olan ensest ile dahi problemi vardır. Sade, François Ost’un deyimiyle her rejimde iktidarın keyfiliğini, her resmi işlevde otoritenin* bütünüyle gizlemeye başaramadığı şiddeti ve ikiyüzlülüğü ifşa eden insandır. Ost’a göre Marques de Sade yasaya sonsuz dava açan insandır. Bunu üç radikal yöntemle yapar: 1- Ensest 2- Sodomi 3- Düzenin koruyucusu olarak gördüğü annelerin öldürülmesi. Sade’ın amacı kişileri kızıştırmak değil, düzene karşı kışkırtmaktır. (Burada da neden iktidar için neden her zaman bu kadar tehlikeli olduğunu görmek mümkün, kışkırtmak iktidarın silahlarından biridir. İktidara karşı iktidarın silahları ile saldırmak.)[2] Bu sebepten ötürü belki romanının evet bir tür ahlaksız ve iki yüzlüğü ifşa ettiğini düşünsem dahi – hatta kadına dair toplumda var olan iki yüzlülüğü de- tam anlamıyla ataerkinin, toplumun barındırdığı ikiyüzlülüğü ifşa ettiğini düşünmemekteyim. Romanda Katharina Blum için gazetenin ve polisin çizdiği iffetsiz, güvenilmez, orospu kadın imajının tam zıttının yazar tarafından çizilmiş olmasını ve masumiyetin bu ikililik üzerinden işlenmesinin, toplumdaki kadın erkek rollerini, bu roller arasındaki hiyerarşiyi, toplumun bu konudaki ikiyüzlülüğü ifşa ediyor olarak algılayamadım. Böll’ün romanı yazarken böyle bir amacı olduğunu da sanmıyorum.

Yazıyı sonlandırırken romanda Katharina Blum’un olaylar esnasında ölmesi ve bu duruma Katharina Blum’un yeterince üzülmüyor olmasının yine muhabir tarafından Katharina Blum’un ne kadar insanlık dışı bir mahlûkat olduğuna gösterge olarak ileri sürülmesi de akla Albert Camus’nun Yabancı’sını getirdi.

[1] Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak, Adlandırmak, Metis Yayınları, 7. Baskı, Mayıs 2014, s. 40-52

*iktidar ilişkileri ağı da eklenebilir belki .

[2] Cemal Bali Akal, Ahlak ya da Giyotin, Birikim Dergisi, Sayı 295, Kasım 2013.

Advertisements

Tagged: , , , , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: