Monthly Archives: June 2016

Kendime Not-Kadın Kadının Kurdu Mudur?

Her ne kadar, her konuya feminizm diye girmenin bir noktada kısırlaştırıcı olduğunu düşünsem de Hande Öğüt’ün Psikeart’ın Mayıs-Haziran 2016 sayısını görünce yazmadan edemedim. Kendini Pro-feminist gösteren çok erkek tanıdım ama hepsi yine de sen biraz öne çıkıyorsan diğer öne çıkan kadınlarla ilişkini “O seni çekemiyor”, “Seni rakip olarak görüyor”,”Sana öyle bir bakıyor ki sanki seni yiyecek”, ” Seni kıskanıyor bence”, “Sen onu kıskanıyorsun bence”, “Bence birbirinizden hoşlanmadınız bir gerildiniz” ve benzeri şekilde demeçlerle tanımlamının saçmalığından imtina edememesini, bu ilişkileri bu şekilde yönelendirmeye çalışmaktan kendini almamasını ayrıca bunu son derece kendi pro-feminizm dediği garabetin içinde görmesi yersizliğine binaen kısaca bir not düşmek istedim. Bu açıkçası doğrudan kadını öteleyen dilden çok daha tehlikeli. Bu durum, bu bireylerin tahakküm aşkını çok daha fazla açığa çıkaran, seni de olayları analiz edemeyecek kadar kendini kadın rekabetini kaptırmış biri olarak gördüğünü açığa çıkaran, en kötü ihtimal kültürlü geçinen eril bireyin hırs ve kıskançlıkları teşvik ederek kendince görüşü bulandırarak kendini güvene almaya çalışarak tahakkümünü sürdürmeye çalışmasının acınası halidir. Yönetme arzusudur; dolayısıyla her yönetme arzusunu gibi vasatlıktır.

O zaman Hande Öğüt’ten gelsin:

“Patriarkanın ve kapitalizmin kadını kadına karşı kılarak, her alanda kadınlar arasında bir ayrımcılık üretip beslediğini çoktan idrak etmiş olmasaydım, yanımdaki kadına, evet yarışı kazanmış rakibim olarak bakabilir, bir kaybeden olarak kendimi kötü hissedebilirdim. Sonraki derslerde onunla ve diğer kazanacak olanlarla yarışır, açıklarını kollar, bundan faydalanır, sinir olur, enerjimi tüketirdim…

Bu sistemde kadınlar çok alanda erkeklerle rekabet etmeye mecbur ve hevesli kılınırken bir yandan da hemcinsleriyle yarış halinde olmaya koşullanır. Dini ve siyasi patriarkanın, kültürün, kurumların, kanunların, erkeklerin kadına karşı şiddet bir yana, patriarka kadınlar arasında doğabilecek dostluğu ve kızkardeşliği, bu dişil güç birliğini önleyebilmek adına kendimizi ve hemcinslerimizi sevmemizi engeller, biz kadınları birbirine karşı oynar, rakip kılar, hiyerarşik, sınıfsal ve toplumsal ayrımcılıklara, hatta düşmanlıklara zemin hazırlar.”

Psikeart-Rekabet-Mayız Haziran 2016-Hande Öğüt-Kadın Kadının Kurdu Mudur?-s. 81, 2016.

 

 

 

 

 

Advertisements

Fernando Solanas’ın “Güney”inden “Yolculuk”una Kadın-Artcivic

Jean Luc Godard kendinin ve benzeri yönetmenlerin durumunu açıklamak için “kalenin içinde tuzağa düşürülmüş olarak kalma” benzetmesini kullanır. Bu Goddard ve onun dâhil edilebileceği ekolün yönetmenlerinin aslında bir şekilde çıkmazda hissettiklerinin Goddard’ın kullandığı bir analoji ile dışavurumudur. Üçüncü Sinemanın yönetmenleri işte tam bu noktada sinemanın içinde bulunduğu açmazlardan sıyrılma iddiaları ile kendilerini konumlandırır. Bu sebeple “gerilla sinemacılık” “militan film” gibi ifadelerle kendi kameralarını sisteme çevrilmiş silahlara benzetmektedirler. Hedeflerindeki sistem ise hâkim kapitalist düzen, bunun sebep olduğu sömürü, tahakküm ilişkileri, burjuva anlayışı ve beğenisi, anti-tarihsel film anlayışı ve piyasalaşan sinemacılıktır. Üçüncü Sinema aslında tüm bu sayılanlara bir başkaldırı olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen bu ekolün önemli yönetmenlerinden ve konuya ilişkin oldukça iddialı bir manifestonun da yazarlarından biri olan Fernando Solanas’ın kamerası, hedefindeki anti tarihsel sinema anlayışını, burjuva anlayış ve beğenisini ve tahakküm ilişkilerini ne kadar yansıtabilmiş ya da yansıtabilmiş midir?

Yazının devamı Artcivic‘de…