“Tereddüt” Filmine İlişkin

tereddut

Yeşim Ustaoğlu’nun “Tereddüt” filmi; sınıf, kültür ve yaş farkı olan iki kadının sıkışmışlıkları, hapis olmuşlukları; kadın ve erkeğin toplumsal roller ve dayatılan kimlikler üzerinden yaşadığı zorlukları ayrıca iletişim kurmaktaki başarısızlıklar ve iletişimsizliğe, yakınlık kuramamaya ve bunun yarattığı çıkışsızlıklara ilişkin bir film.

Kadın sanatçıların, kimlik üzerinden sanatlarını geliştirmelerini son derece anlaşılır bulup, hakkıyla icra edileni -yapılmak için yapılmadığında- oldukça beğeniyorum. Ne kadar biyolojik olana indirgenmeye çalışılsa da kadın olma ve erkek olma bir kimlik meselesidir. Toplumda şekillenir. Dişi ya da erkek üreme organlarına sahip olarak doğmanın çok ötesinde bir durumdur kadın olmak ve erkek olmak.

Kadın olma, erkek olma haline düşünmek ve sorgulamak bu nedenden oldukça önemlidir. Ataerki aslında kadın olma halini belirlediği kadar erkek olma halini de belirler ve aslında herkes biyolojik var oluşundan ayrı olarak toplumca belirlenen roller dâhilinde davranmaya zorlanır ve davranmadıkça ayrık kalır. Erkeklerin erkek olma halini daha az sorguluyor olması korkarım üst elin kendilerine dağıtılmış olması gibi bir hurafeye kör olarak bir inançtan kaynaklanıyor ve onları aslında bambaşka bir sıkışmışlık haline sokuyor.

Tam olarak toplumsal dayatmaların belirlediği kimliklerde boğulmayı kadın-erkek düzleminde ele almasa da buna da değinmeden edemeyen biri[1] “Yeraltından Notlar”ı yazdı. Romanda toplumsal beklentileri dolduramayan ve bunun sıkıntısını çeken bir erkek karakter söz konusudur. Bunun mücadelesi ve hesaplaşmasını okuruz. En nihayetinde karakter aslında kendini sevmeye hazır, onu istediği gibi dinleyip ciddiye alan kadından çıkarır bütün hıncını. Kendi kırılmışlığını ve değersizlik hissini, ezilmişliğini bir kadını hırpalayıp kırarak sarabileceği yanılsamasına düşer. Bu aslında en altın altında da olsa erkeğin, toplumsal değerler bütünü içinde kendini bir kadından üstün konuma koyarak  üstünlük yanılsaması yaratmaya çabalamasının acılı bir örneğidir. Burada ezilen de mutsuz olur ancak ezen de herhangi bir tatmin ya da mutluluk yaşayamaz.

Ustaoğlu’nun “Tereddüt” filmine ilişkin söyleyeceklerimi karakterler ve önemsediğim unsurlar çerçevesinde belirtmeden önce sanatçının daha önce başkaca bir film için yaptığı röportajdan bir alıntıyı paylaşmak isterim:

“Aslında kadınlar çok güçlü varlıklar, ezilirler ama doğasıyla ezilmeyi sindirmez. Sadece sistem omları mağdur duruma düşürür, bir çıkmazın içine sıkıştırır. Kadınlar çalışan kesim olmaya başladığında artık kalkıp gidebiliyorlar. Gidebilmeye cesaret gösteren kadın, bunu hazmedemeyen adamın şiddetine uğruyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz, hukuk da korumuyor kadını.”[2]

Elmas :

Karakterlerden Elmas, çocuk yaşta ailesi tarafından evlendirilmiş, evlendirildiği adam ve adamın annesinin yanında filmin devamında kendi ifade edeceği gibi sığıntı bir şekilde yaşamak durumunda kalmıştır. Çocukluğunu yaşamadan kadın olmaya zorlanmış bir genç kız. Toplumda ön kabul olduğu şekilde cinsellik Elmas’ın evlilik içindeki görevi olduğu için isteyip istediğini bakmaksızın kocası tarafından talep edilen bir şey. Cinsellik, Elmas nezdinde düşünüldüğünde tecavüz ile eş anlamlı.  Elmas on sekiz yaşında olduğunu ve iki senedir evli olduğunu söylese de adli tıptan gelen raporda yaşının daha küçük olduğunu bu sebeple daha önceden evlendirilmiş olduğunu anlıyoruz. Bu durum ortaya çıktığında Elmas’ın konuya ilişkin konuşmak istemiyor çünkü babası bu konuda ona yemin ettirmiş. Ergenliğe yeni adım atmış bir kızın kendi karakterini bulamadan evliliğe hapsedildiğini ve ailesinde tecrübe ettiği reddedilmişlik ve vazgeçilmişliği, eşi ve eşinin annesi yanında aidiyetsizlik ve tecavüze dönüşmesinin hüznünü bütün bir film boyunca hissediyoruz. Eşinin Elmas çok küçük olduğu için alış verişe yollanmasına karşı çıkıp, düzenli olarak seks talep etmesinin ironisi de ayrıca acıklı. Hayır diyemeyecek kadar güçsüz konumda olmanın, buna sıkıştırılmanın sebep olduğu bastırılmışlık, öfke ve mutsuzlukların geri dönüşünün, Yeşim Ustaoğlu’nun bize filmde gösterdiği her şeyi yutacakmışçasına coşkulu dalgaların kayaları dövmesine benzer şekilde bir karakteri nasıl çözdüğünü, hiçbir şey hatırlamamacasına benliği nasıl ele geçirdiğini izliyoruz Elmas’ın hikâyesinde. Elmas’ın koşulları göz önüne alındığından böyle bir çöküntüyü beklemek işten bile değil. İşin acı kısmı küçük yaşta yaptırılan evliliklerin günümüzde halen rasyonelleştirilip, normalleştirilerek kabul edilmesi beklentisi ve bundan herhangi bir utanç duyulmaması.

Şehnaz:

Şehnaz ise psikiyatrist olarak çalışan üst sınıf, eğitimli bir kadın. Filmin en başında eşi  Cem ile mutlu ve tatmin edici bir evlilikleri var gibi gözükse de filmin devamında Elmas’ın hastası olması ile onun hayatında da dönüşümler oluyor. Elmas nasıl ki bütün kırılmışlığı, öfkesi ayrıca yaşadığı travmalar sebebi ile duygularını anlamlandıramayan, ifade edemeyen, kim olduğunu dair anımsamakta zorlanan bir hayalet gibi ise bunun antipodu gibi kurgulanmış, başkaca belirlenimlere sahip Şehnaz’ın da aslında bir şekilde kayıp olduğunu film ilerledikçe algılıyoruz.  Şehnaz’ın Cem ile evliliğinde görüyoruz ki aslında Şehnaz kendini eşine uyumlamaya çalışıyor, farklılıklarını bastırıyor, rahatsızlıklarını dile getirmeden bunları yok sayarak kendince yoluna koymaya çalışıyor. Cem her ne kadar daha itici bir karakter olarak karşımıza çıksa da Şehnaz da tam anlamı ile ayakları yere basan, ne istediğini bilen bir karakter diyemiyoruz. Bakıldığında sevdiği adamla evlenmiş, hem eşi hem kendisini oldukça iyi işleri var ancak ortada ayrı bir Cem ve ayrı bir Şehnaz değil Cem’in hayatına dâhil bir Şehnaz var. Rakı içmek isteyen ama kocası şarap içmek istediği için o rakıyı içmeyen, o olmadığında içen bir Şehnaz. Her ne kadar küçük bir detay olsa da rakının Cem ve Şehnaz ilişkisindeki kullanımının çok akılcıl olduğunu düşünüyorum çünkü hem Cem hem Şehnaz karakterleri için başka açılımlarını göstergesi olarak okunabiliyor bu rakı içme meselesi. Elmas’ın kendini, duygularını anlamlandırarak dile getirmesi gibi Şehnaz’ın da kendini bulması sürecini izliyoruz. Şehnaz, Elmas ile konuştukça kendi mutsuzluklarına ilişkin bastırılmışlıkları su yüzüne çıkıyor bir nevi; ne isteyip ne istemediğini anlaması ve yürümeyen ilişkisi ile yüzleşebilmesi noktasında. Şehnaz ve Cem birlikteler ancak bir ilişkileri yok. Oldukları gibi olmayan sıkışmış iki karakterin iletişim eksiliği sebebi ile yakınlık kuramaması noktası bu ilişkide çok güzel bir şekilde gösterilmiş. Filmde, Cem ve Şehnaz’ın ilişkisinin daha sonra Şehnaz ve Umut’un ilişkisinin, kadın ve erkek ilişkisine dair bana sorgulattıkları; bir arada olmak ile ilişkinin olmasının farkı, sevişme ile seks yapmanın farkı, iletişim kurabilme yakınlık ya da birbirinin gölgesi olarak var olma olmama ve arada kalma durumu.  Aslında kendimiz olamadan kendimizi anlayıp, kabullenmeden başkaca bir insanı anlamanın, onunla iletişim ve yakınlık kurmanın zorluğuna değinilmiş bir şekilde.

Cem:

Cem,  Şehnaz’ın eşi üst sınıf meslek sahibi bir adam. Cem ve Şehnaz üzerinden işlenen konu aslında Elmas üzerinden işlenen konu ile farklı gibi gözükse de kişiliğini bulabilme, olgunlaşabilme, olduğun gibi olabilme, toplumsal belirlemeler dâhilinde belirli kimliklere sıkışıp kalmanın farklı boyutlarda ele alınması ve bunun önemi hususunda ortaklaşıyor. Filme dair Cem üzerinden ele alabileceğimiz sıklıkla da işlenen bir konu olan batı ile doğu arasında kalmışlığın yarattığı kişilik ve kimlik sorunu. Bu sebeple Cem’i ayrıca ele almak istedim.  Şehnaz’ı ele alırken bahsettiğim rakı içme unsurunu burada başkaca bir boyutu ile ele alabiliriz. Cem tamamen batılı standartlarda, batılı gibi yaşama isteğinde ve kendini batılı olarak addedebilecek bir karakter. Ancak işin acı kısmı herhangi bir batılı karşısında doğulu, doğulu karşısında batılı olabilecek. Yani o kendini ne kadar batılı olarak görse ve batılılık olarak belirlenen standartlar dâhilinde yaşamaya çalışsa da – akşam yemeğinde risotto ya da biberiyeli biftek yapıp şarap ya da viski içip rakı içmeyi küçümsese de- aslında tam anlamı ile bir batılı olduğunu söyleyebilir miyiz Cem için? Cem de bu noktada batı-doğu ikileminde tamamen bir tercih yapmış gibi gözükse de bir o kadar bu ikililik dâhilinde sıkışmış bir durumda. Kendiliğinden olmayan, zorlamalar ile şekillendirilen bir kişiliğin, zayıf ve güçlü yanları ile bir birey olduğunu kabullenerek kendi gibi olması oldukça zor olacağından, kişiyi otantik olmaktan uzak düşüreceğinden, duygusal ve düşünsel olarak kendini açması yani samimi bir iletişime geçmesi, gerçek anlamda yakınlık kurabilmesi pek de mümkün değil. Yine Ustaoğlu’nun Cem’in yakınlık kurmakla ilgili olan sıkıntısını bize onun porno bağımlılığı ile göstermesinin çok incelikli olduğunu düşünüyorum. Yakınlık sorunu olan kişilerde porno, seks ve benzeri bağımlılıkların söz konusu olduğu klinik harici de genel olarak bilinen bir gerçek. Cem sevgisini hepsini kendi içine kendine akıtan bir karakter bu da onun yakınlık kurmasını oldukça zorlaştırıyor. Şehnaz ve Cem in ilişkilerinin kopuş noktasında Şehnaz’ın Cem’e kendi bedenin sevdiğin kadar, kendini sevdiğin kadar beni sevemedin çıkışı son derece yerinde bir çıkış. Ve Cem de yazının başında Ustaoğlu’dan alıntıladığım sözüne paralel olarak ayrılmayı iyi karşılamayan, gidebilmeye cesaret gösteren kadına şiddet göstermekten kaçınmayan bir erkek. Ancak en acısı bu durum eşine sevgisinden değil, kendine olan sevgisinden ve herhangi birinin onunla olmak istememesi ihtimalini düşünemediğinden.

Su, İklim ve Cinsellik:

Suyun psikanalizde bilinçaltına dair bir sembol olduğunu, arınma, çözülme, doğurganlık ya da ana rahmi gibi anlamlandırabileceğini biliyoruz. Şehnaz’ın rüyasında Cem’in yataktan evde yükselen su ile sürüklenip gittiğini ve ilişkinin çözüleceğini anlayabiliyoruz. Deniz de asli bir yere sahip filmde. Yüksek dalgalar, suyun sahilde köpürmesi ve iki kadın karakterin deniz kıyısında yükselen ve çekilen dalgalarla flörtü çok hoş detaylar. Ustaoğlu kendi de filmin kadın olma hali[3] hakkında olduğunu ifade etmiş. Film sert bir iklimde geçiyor. Fırtına yağmur hiç eksik olmuyor. İnsanın kendi olabilme serüveni, kendi içine dönebilme, kendini dinleyebilme ve ortaya koyabilme serüveni özellikle de kadınlık ekseninde hiç de süt liman değil. Fazladan mücadeleye vermek beklenilmesi gereken bir durum. Dalgaların en coşkulu olduğu Umut’un evinin önündeki sahne ise filmin sonuna doğru, çözülmeye doğru bir süreçte bize gösteriliyor. Bu noktada iki kadının da artık kendi reddediş ve bastırılmışlıklarını açığa vuracağını, kayaları döver bir şekilde kendilerini, duyguları ve kırılmışlıklarını ortaya koyacağını, olduklarından ve olabileceklerinden daha fazla kaçıp kaçınamayacaklarını ve kendilerini iyi ve kötüsüyle, bütün görkemi ile dışarıya çıkacakları şeklinde bir okuma yapmak istedim.

Ustaoğlu’nun cinselliğe yaklaşımını ve kadın cinselliğini ele almasına bayıldığımı söylemek isterim. Bir kere cinselliğin bir görev olmadığını ve bir görev olarak tecavüzden uzak olmadığını çok net bir şekilde göstermiş. Ayrıca kadının cinsel isteklerini, sevişmek istemesini, tatmin olamamasını ve bunları talep etme halini son derece doğal bir şekilde filme yedirmiş. Cinselliğin kadının nesne olarak ya da edilgen bir süje olarak dâhil olduğu bir eylem olmadığını yalın bir dille anlatmış. Kadın cinselliğine eğildiğini düşünen erkek yönetmenlerin bazılarında –istisnaları tenzih ederin- kadını ve kadının cinselliğini nesneleştirme ve/veya kadını cinsellik söz konusu olduğunda edilgen bir süje olarak gösterme haline denk geldiğimde son derece sinirlendiğimden Ustaoğlu’nun konuyu ele alışı beni ferahlattı. Yönetmenin, gerek Cem’in porno alışkanlığı; gerek Şehnaz’ın sevişmek istemesi, tatmin olamaması, kendini tatmin etmeye çalışması ve bu döngünün onu ilişkisinden koparması; gerekse küçük bir çocuğu daha bir kız çocuğunu gelin diye eve alarak zorla sevişen eş ile ilişkisini ele alışı olsun, cinselliğe, kadın bakış açısından son derece isabetli yaklaştığını düşünüyorum.

Oyuncuların da çok çok başarılı olduğunu belirterek filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

[1] Fyodor Dostoyevski

[2] http://www.radikal.com.tr/kultur/hayat-biraz-da-bu-kadar-klise-1101037/

[3] http://www.yesimustaoglu.com/filmler/tereddut/

Advertisements

Tagged: , , , , , ,

4 thoughts on ““Tereddüt” Filmine İlişkin

  1. Meline December 30, 2016 at 10:51 am Reply

    Eline ve aklına sağlık canım, okudum yazını. Ama ikna olamadım yine. Mesela Elmas’ın içine girdiği psikolojiyi tam anlamlandıramadım. Genellikle hayatlarına sahip çıkanlar böyle bir reddedişe girmiyor, çocuklarda uzun süreli cinsel istismar cinselliğe fazla ilgi veya iletişim becerilerinde eksiklik vesaireye yol açıyor. Dalga muhabbetini de bir o kadar alışıldık buldum, bu kadar genel-geçer bir sembol yerine kültürle daha ilişkili bir sembol kullanılsaydı durumun kültürle alakalı olmasına daha iyi vurgu yapardı diye düşünüyorum. Psikolojik destek sahneleri gereğinden uzun ve bilimsel kısmı eksik gibi geldi, çok bildiğimden değil tabi ama böyle bir terapi inandırıcı gelmedi nedense, üstelik Şehnaz’ın sorduğu sorular fazla doğrudan ve kışkırtıcı, ters etki yapabilecek cinsten. Bir tek Şehnaz’ın cinsellik sahnelerini daha ustaca buldum ama erkek karakterin de derinine fazla inemedim. Hatta genel olarak karakterleri çok tek yönlü buldum. Yanı sıra Elmas’ın durumunda olan birinin bu kadar bariz bir şekilde çocukluğa geri dönmek istemeyeceği kanaatindeyim, tersine yetişkin gibi davranarak durumunu normalleştirir ve kendi yaşında çocuk kalanların hayat deneyimleri olmadığını düşünür. Bu açıdan da Elmas’ın komşularıyla olan ilişkilerini çok yapay buldum. Ve kendi durumunun çok fazla farkındaymış gibi geldi. Yönetmen bu durumdaki çocuklarla gerçek hayatta daha yakın ilişki kursa daha farklı bir anlatım izlerdi diye düşünüyorum, bu haliyle çok dışarıdan bir bakış olmuş.

  2. suerdem December 30, 2016 at 10:53 am Reply

    Daha önce filmle ilgili özellikle kurgu ve karekterler konusunda bazı eleştriler aldım. Ama senin yazını okuyunca merak ettim doğrusu. Görmek istiyorum filmi. Teşekkürler

    • lal hitay December 30, 2016 at 10:57 am Reply

      Sanırım en çok bana hitap etmiş. Genel olarak eleştiriler olumsuz gibi :))) İzlemenin zaman kaybı olmayacağı aşikar bence.

  3. lal hitay December 30, 2016 at 10:54 am Reply

    Donemsel olarak yakınlık, iletişim vesaire ve bunun psikolojisi üzerine yoğunlaştığımdan beni oradan yakalamış olabilir film daha önce belirttiğim gibi 🙂 Değerli yorumların için çok teşekkür ederim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: