Category Archives: kurgumsu

Köpekbalığının Aşkı

20170115_214619.jpgSardalyaların isyanı ve intiharı suyu bulandırdı

Onuruna dokundu bazılarının

“Onlara mı gelmiş sıra” diye söyleniyorlar

…“Biz dururken!!!”

Biz dedikleri ile neyi işaret ettikleri bilmiyorum

Çok ufaktım bir adam gördüm ve hep görmek istedim

Aşk biraz da böyle bir şey; imkânsızı istersin

Suyu seven kara canlılarından, onlar hep biraz tehlikededir

Sabırsızlanmaya başlamadan hiç gelmişliği yok

Zaman mefhumu buralarda budur: sabırsızlanmaya başlamak ve başlamamak ile ölçülür

Zaman insanlar için ne anlama geliyor bilmiyorum

O adam için diğer insanlardan farklı mı onu da

Her görebildiğimde yani ziyaret etmeye karar verdikçe o, yanına gidiyorum

Ürküyor benden seziyorum, umursamıyorum.

Her aşk böyledir biraz; ürkütücü, umursamaz

Bana sarılmadığı gün onu ısıracağım

Beni olduğundan daha fazla beklettiği gün onu ısıracağım

Sevgimin öpücüğü şiddetli

Acı verebilir…

Sevgim böyle biraz; kan kokulu

Öncesi için : https://lalhitay.wordpress.com/2016/04/24/sardalyanin-intihar-notu/

Yukio Mişima-Yaz Ortasında Ölüm

edebiyat-oyku-yaz-ortasinda-olum20110817001018

Yaklaşık beş yıl önce bayılarak okuduğum bir öykü kitabı Mişima’nınki. O dönem hem uslüp olarak hem kurgusundan çok etkilenmiştim. Betimlemelerinde kendine has tarzı ile durum ve duyguları öngöremeyeceğimiz bir şekilde ama son derece yerli yerinde ifade edebilmesi, bunu yaparken de aşırıya kaçmayan bir dil kullanması hoşuma gitmişti. O zaman da  öykülerinden birinden alıntı yapıp, izlek doğrultusunda serbest çağrışım ile kurgu ya da düz bir metin arasındaki sınırda duran küçük bir pastij çalışmam olmuş.

“Bir gece kızın hasta olabileceği düşüncesiyle gözlerimi açtım. Rüya mı görmüştüm, yoksa aklımdan mı geçirmiştim, anlayamadım. Bana çok aptalca geldiği için, ertesi gün dedemin evine gidip durumuna bakmaya yeltenmedim. Ancak, o gün kâbusun doğruluğunu kontrol etmeye gitmeyişim bir dizi kaza halinde bana geri döndü. Kâseyi düşürüp kırdım, yanlışlıkla başka bir tren hattına bindim, arkadaşımın evinde eşyamı unuttum, demliği devirdim, kurşunkalemi her açışımda ucu hemen kırılıverdi. Sonunda kendime yenik düşüp ne halde olduğunu görmeye gittim; benim yaşadığım sıkıntılı anlara karşın Miçiko canla başla çalışıyordu ve bana bir yabancıymışım gibi davrandı. Öfkeli bir suratla da olsa eve döndüm. Sonra aynaya baktım, net olarak, âşık bir insanın aptal suratını gördüm.” Yukio Mişima-Yaz Ortasında Ölüm

Kitabı bıraktım. Dün akşam gördüğüm rüyayı düşündüm. Kalabalık bir odaydı. Yüzleri seçilmeyen karartılar vardı. O karartıların arasında yüzü olan bir tek sen… Dimdik ayaktaydın, üstünde hep o vazgeçemediğin lacivert pantolonun, gerginliğin omuzlarına olduğundan daha keskin bir hava katmış, ne dediğini tam duyamadım ama bağırıyordun aradan bir iki kelime hafızamda belirdiyse hoşuma gitmediğinden anımsamıyor gibi yapıyorum. Ben de bağırıyordum, ne dediğimi bilmediğimden hatırlamıyorum belki… Uyanıkken de böyleyimdir bağırmam için sıkışmam gerekir, sıkıştığımda aklım bu sıkışıklığa ve bundan nasıl kurtulacağıma takılsa da sıkışmışlığın verdiği darlıkta, hiç çıkış bulamam. Bu çıkışsızlık esnasına denk gelir bağırmalarım. Ondandır bağırdığımda, ağzımdan çıkan kelimeleri hiçbir suretle hiçbir şekilde hatırlamam.

Senin suretin bile böyle bir durumda bana farkındalık kazandırmadı ya ben en çok buna şaşırdım dün akşam rüyamda; en çok yine buna şaşırıyorum şu an o rüya şimdi tekrar aklımda canlandığında.

Sen dediysem, öylesine… Farkına varamadığım karartılar arasında hep “sen” diyeceği birileri olur insanın. Olmaz mı? Kendi karanlığıyla bir başkasında yüzleşmez mi? Sessiz, çekişmesiz olur mu yüzleşmeler? Bağırışlar zaman zaman bir çığlığın utangaçlığıyla sığındığıdır.

Yukio Mişima-Yaz Ortasında Ölüm-Can Yayınları-2011-249 sayfa.